Bir zamanlar Amerikalı bir arkadaşımla Fenerbahçe’nin Sevilla’ya karşı penaltılarla kazandığı zaferi izlemiştim.
Gerginlik arttıkça, her Fenerbahçe golünü alkışlamak için ayağa kalktım.
Arkadaşım bana şaşkın bir bakış attı. “Rakipleriniz onlar değil mi?” diye sordu. “Bu gece sadece bir Türk takımı; Fenerbahçe değiller,” diye ekledim sırıtarak.
Ruh öyleydi.
Kulüplerimiz Avrupa’da maç yaptığında kabilecilik terk edildi. Bizim zaferlerimiz onların zaferleriydi. Biz futbol taraftarlarının ülkesiydik.
O ruh artık öldü.
Türk futbolu yoğun rekabetten kaynaklanan zehirli bir hizipçiliğe dönüştü. Maçlarda artık bir arada oturmuyoruz.
Avrupa’da birbirimizi destekliyoruz. Kendi milli takımımızın üyeleri yanlış yerel formayı giyerse, onlara yuhalıyoruz. Yıllarca hakaret, parmak sallama ve sözlü tacizden sonra, sonunda fiziksel saldırıya geçtik.
Bu toplumun yaratıcısı olmasa da, Jose Mourinho hızla en tehlikeli amblemi haline geliyor.
Açık olmak gerekirse, Mourinho Galatasaray’ın yöneticisinden maymun olarak bahsetti. Hemen korkunç sonuçlar doğurması gereken bir iftira. Aksine, onun “zihin oyunlarının” bir bileşeni olarak reddedildi. Ancak, bağnazca, aşağılayıcı ve tamamen uygunsuzdu; basit bir oyunculuk değildi.
Fenerbahçe’nin bu sezon Galatasaray’a karşı evinde aldığı ikinci yenilginin ardından, Mourinho şimdi bir adım daha ileri giderek karşı takımın yöneticisini fiziksel saldırıyla suçladı. Bu bir yan gösteri değil. Burada bir eğilim var. O bu kişi.
Fenerbahçe, on yıllık şampiyonluk kuraklığı etrafındaki ciddi endişelerle yüzleşmek yerine öfkeyle teselli buldu. Hakemlerin hatası. Hata federasyonda. Hata medyada. Dahası, fiziksel şiddetin artık rahatsızlık adına mazur görülebileceği anlaşılıyor.
Mourinho’nun stratejileri -sözlü kışkırtma, kurbanlaştırma hikayeleri ve duygusal manipülasyon- reddedilmek yerine memnuniyetle karşılanıyor. Ancak, başarıya ulaşmanın yolu bu değil. Kültürel ve ahlaki yıkıma giden hızlı bir yol.
Şu anda, Türk futbolunun misillemeye değil, iç gözleme ihtiyacı var. Rekabetin dağılmayı değil gelişmeyi yönlendirdiği zamanlara dönüş. Bir Galatasaray taraftarının Avrupa’da Fenerbahçe’yi hararetle desteklediği zamanlara. Onların sadece bir Türk takımı olduğunu düşündüğümüz zamanlara, tek bir gece için bile olsa.
Oraya geri dönmek için zamanımız var. Ancak Mourinho’nun liderliğini alarak değil.